Maya uygarlığı, Kızılderili Maya halkları tarafından kurulan Kolomb öncesi Amerika uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala'ya kadar uzananMezoamerika bölgesinde hüküm sürmüştür.[2] Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche, Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe üretmişlerdir ve bu lehçelerden bazıları günümüzde hâlen konuşulan 21-44 [3] Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır. Bu uygarlık MÖ 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. 3. yüzyılda altın çağına (klasik dönem, M.S. 250-900) adım atmış, kent-devletlerinin siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü M.S. 900'e dek, geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir.[4] Maya uygarlığı birçok bakımdan sona ermişse de, yaygın inanışın aksine Mayalar yok olmamışlardır, hâlen bu ülkelerde yaşamakta ve Maya dillerinden bazılarını konuşmaktadırlar.[5]
“Eski Mayalar”ın (Mayalar'ın bugünkü torunlarına kıyasla kullanılan deyim) astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir. Rabinal Achí,[6] Popol-Vuh, Chilam Balam gibi eserlerin bulunduğu Maya edebiyatı bu kültürün yaşamını betimlemektedir. İspanyol işgali 1697’de Itzá Mayaları’nın başkenti Tayasal’ın[7] ve Guatemala’daki Ko'woj Mayaları'nın başkenti Zacpetén’in [8] alınmasıyla tamamlanmış, son Maya devleti ise 1901’de başkentinin (Chan Santa Cruz)[9]Meksika tarafından işgaliyle ortadan kalkmıştır.
Mayaların yurdu üç bölgeye ayrılır: Güneyin “Yukarı Topraklar”ı, güneyin (ya da ortanın) “Aşağı Topraklar”ı ve kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı. ”Yukarı Topraklar” Guatemala ve Chiapas’ın irtifa seviyesi yüksek topraklarını kapsar. Güneyin aşağı toprakları “Yukarı Topraklar”ın hemen kuzeyinde yer alır ve Meksika’daki Petén’i (Campeche), Quintana Roo’yu, kuzey Guatemala’yı, Belize’yi ve El Salvador’u kapsar. Kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı ise Yucatan[10] Yarımadası’nın kalan kısmını ve Puuc Tepeleri’ni kapsar.[11]
Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa eden ve Nakbé, Mirador, San Bartolo, Cival gibi büyük kentler kurmuş olan Mayaların klasik dönemde kurdukları ünlü kentlerden bazıları Tikal, Quiriguá (her ikisi de Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır)[12],Palenque, Copán, Río Azul, Calakmul, Ceibal, Cancuén, Machaquilá, Dos Pilas, Uaxactún, Altún Ha, Piedras Negras’tır. Maya uygarlığının en ilgi çekici anıtları dinsel merkezlerdeki piramitlerdir. Ayrıca yöneticilerin sarayları ve duvar resimleri ve sıvayla süslü soylu kişilerin konutları da ilgi çekici anıtlar arasında yer alırlar. İlgi çekici Maya eserlerinden biri de, usta taş yontuculuklarıyla işledikleri, yöneticilerin şecerelerinin ve askerî zaferlerin betimlendiği, Mayalarca tetun (“ağaç-taş”) adı verilen anıtsal dikilitaşlardır.
Evlerde inşa maddesi olarak tahta, taş ve bir tür harç kullanılmaktaydı. Konutlar esas olarak üç kısımdan oluşurdu; yatak odası, mutfak ve ambar. Bunlara kimi zaman çalışma odası (atölye) ve banyo eşlik ederdi. Bu yapılaşmanın tipik örneklerine Joya de Cerén’de rastlanır. Somyalar duvarlara tutturulurdu, şilteler pamukla doldurulurdu. (Hamak, Haiti Karayiplileri’nin icadı olup, bölgeye İspanyollar’la gelmiştir.) Bazen de "yer yatakları" üzerinde uyurlardı. Bu tür odalarda havalandırma ve aydınlık pek olmazdı, çünkü pencere bulunmazdı. Odalar genellikle uyumak ve eşya veya malları saklamak üzere kullanılırdı. Evler genellikle, meyve ağaçları olan bahçelere sahipti. Rahipler ve soylular ise kent merkezindeki kalelerde, piramitlerde ve törentapınaklarında ikamet ederlerdi. GİYİM,KUŞAK Halkın büyük bir kısmı zamanlarını tarım etkinliklerine ayırırdı; bu yüzden tarlada çalışma koşullarına uygun giysiler giyerlerdi. Giyim, sosyal düzeye de bağlıydı.[67] Çoğunluk genellikle sade giysileri tercih ederdi. Kadınlar genellikle bir huipil[68] (Orta Amerika’ya özgü, işlemeli,renkli motiflere sahip bluz) ya da bir etek ve manto, erkekler patí denilen bir kısa pantolon giyerlerdi.[69] Buna karşılık, ayaklarında deri sandal olan, değerli taşlar ve tüylerle süslü, desenleri zengin, ihtişamlı giysiler giyen soylular, sedefle ve değerli taşlarla süslü ağır kemerler, kolyeler ve başlarına tüylerden yapılmış takılar takarlardı.[70] Soyluların giydikleri diğer giysiler, denizkabuklularıyla veya salyangoz kabuğuyla süslü, geometrik desenlere sahip, jaguar derisinden veya pamuktan yapılma ceketler, uzun veya kısa mantolar ve eteklerdir.[71] Ayrıca, rahipler ve bazı soylular, yeşim taşından, kuvarsdan ve altından yapılma son derece büyük kulaklıklar (kulak takısı), buruna takılan halka türü takılar, bilezik ve yüzükler takarlardı. Kimi zaman alt dudağın altına da bir takı takmayı ihmal etmezlerdi.[72]
Diğer aksesuvarlar arasında, şapka, taç, konik bere, türban ve pampa otu (Cortaderia selloana) sayılabilir. MÖ 900 yıllarına kadar kutsal yerlerde ve birçok sahada çok sık kullanılan yeşim taşı, sonraları kaybolmamakla birlikte, kuyumculukta, özellikle altın işlemede kullanılmaya başlanmıştır.
Bonampak duvar resimleri zenginlik ve şatafat gösteren bu giysilerin törenlerde olduğu kadar savaşlarda da kullanılabildiğini göstermektedir.[73] Bu resimlerde savaşçıların vestiyere astıkları silahlar, kalkanlar, zırhlar ya da koruyucu yeleklerin gayet süslü oldukları görülmektedir. Giysilerini boyamak üzere kullandıkları renklendiricilerden en önemlilerinin kaynakları şunlardı:
- Madenlerden: Atapulgita denilen palygorskite; (Mg,Al)2Si4O10(OH)•4(H2O).
- Bitkilerden: Indigofera sufruticosa ve Indigrofera guatemalensis bitkileri. Bunlardan “Maya mavisi” denilen rengi elde ettikleri sanılmaktadır.
- Hayvanlardan: Cochineal denilen parazit böcek. Bundan kırmızı renk elde edilirdi. Ayrıca Purpura pansa türü salyangozdan da mor renk elde edilirdi.
Ayrıca göğüs kol ve bacaklara dövme yapılabiliyor, vücuda süsleme amaçlı yaralar açılabiliyor (scarification)[74] ve delinen dişlere kesilmiş yeşim, obsidyen ve piritgibi değerli taşlar yerleştirilebiliyordu. Ancak dövme ve deride süsleme amaçlı yaralar açma din adamlarına, beylere ve komutanlara mahsustu. Bu konularda, enformasyon kaynaklarının hatırı sayılır bir kısmı koloni döneminde bölgede yaşamış İspanyol Diego de Landa’ya dayanır.[75] Bölgede kaldığı süre boyunca Maya belgelerinin çoğunu yok etmiş olmasına karşın, sonunda Maya uygarlığı üzerine bir kitap yazmıştır. MAYALARIN ÇÖKÜŞ Maya uzmanlarından Brooks, Mayalar'ın çöküşünü, M.S. 600 ve 1100 yılları arasında tropikal enlemlerde baş gösteren iklimsel nemliliğin değişimine bağladı. 10 derece ve 20 derece Kuzey enlem bölgelerinin, sert iklim dalgaları bakımından oldukça hassas olduğu bugüne kadar pek çok araştırmacı tarafından dile getirildi. Harvard Üniversitesi araştırmacılarından Sheret S Chase de benzer şekilde M.S. 790 ve 810 yılları arasında Maya Uygarlığı'nın kuraklığa maruz kaldığını iddia etmiştir. Mayaların çöküşüyle ilgili merak uyandıran asıl konu Mayalar'ın çöküş dönemi sırasında Güneş'le ilgili manyetik bir tersinirlik bekledikleriydi. Onlar bu tersinirliği güneş ışın bombardımanının artışı, bebek ölüm oranı artışı ve nesil tükenmesi olarak gösterdi. Ancak Mayalar daha bu olaylar baş göstermeden böyle bir şeyle karşılaşacaklarını biliyordu ve bu bilgilerini takvimlerine işlemişlerdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder